Köyümüzün Tarihçesi
          GÜMÜŞDERE KÖYÜ TARİHÇESİ
   
   1876 yılında Osmanlı Donanması, İngiltere ve fransa'dan sonra dünyanın üçüncü donanması, Kara Kuvvetleri ise, Almanya, Rusya ve Fransa'dan sonra dünyanın dördüncü Ordusu durumundadır. Ancak, Osmanlı ordusundaki komutanların arasındaki çekişme, çirkin rekabet ve çekememezlik sebebiyle Rus ordularının 21 Haziran 1877'de İbrail yakınlarındaki Macin'den Tuna Nehri'ni aşıp, Osmanlı topraklarına ayak basmalarıyla tarihimizin en büyük felaketi başladı. 26 Haziran'da Ziştovi'yi zaptederek Osmanlı topraklarında üç kola ayrılarak ilerlediler. Katliamların önüne geçebilmek için, Rusların gitmesi muhtemel yerlerdeki ahalinin çekilmesi isteniyordu. 26 Haziran 1877'de Tuna Vilayetinden Mabeyn Başkatipliğine çekilen telgrafta, Rusçuk civarındaki köylerin çekildiği bildiriliyordu.

   Bulgar ahali, Rus kuvvetlerini, kilise çanların çalarak, bayramlık elbiselerle karışılıyor, Türklerin ellerindeki silahları topluyorlar, sonra da korkunç katliamlar yapıyorlardı. Rusların işgal ettiği yerlerde feryatlar yükseliyordu. Kurulan Bulgar intikamcı taburları, Rusların gölgesinde çocuk-kadın-ihtiyar demeden katliam yapıyorlardı. Sadece iki örnek verirsek ; Batak köyünde bütün herkesi katlettiler. Tırnova Balvan köyünde, 200 haneli köyden sağ kalan iki kişiden biri 75 yaşında Mehmet oğlu Osman idi. Rusların geldiğini duyan Türk köyleri, ani ve perişan bir halde yollara döküldüler. Öküz arabalarına koyabildikleriyle, yaya olanlar, taşıyabilecekleri kadar aldıklarıyla yola çıktılar. Şıpka dağlarının yolu dağınık muhacir kafileleriyle doldu. Koca Balkan dağlarını aşarak Kızanlık'a geldiler. Trenler, üst üste insan yığınıyla doluydu. Tren yolu kenarları insan cesetleriyle dolmuştu. İşgal edilen ve civar köylerden kaçan ahali Balkan Dağlarını aşınca, Osmanlı Orduları tarafından durduruldu. Balkanların tamamen Türkler tarafından boşaltılmasına engel olunmaya çalışılıyordu. İşgal kuvvetlerinin de amacı buydu zaten. Dönebilenlerin Köylerine dönmeleri, dönemeyenlerin oldukları yerlerde barınmaları istenmişti. Fırsat bulanlar dönmeye çalıştılar.

   Varna İngiliz Konsolosu Reade çektiği telgrafta, Rusçuk-Razgrad arasındaki köylerine dönmeye çalışan muhacir kafilelerine rastladığını bildiriyordu. Ancak Ruslar, boşalan köylere Bulgar göçmenlerini yerleştiriyor, kalan hayvanlara, mülklere, mahsullere el koyuyorlardı. Geri dönenleri ayrı bir mücadele bekliyordu. Rus işgali ilerleyince, Çekilen ordu ile beraber Türk ahali de Edirne'ye doğru yollara döküldü yine. Şiddetli top atışları arasında asker sivil karışmıştı. Bulabildiği hayvanı tutup koşanlardan, yaya yola çıkanlardan, bindiği vapur şans eseri batmayıp kurtulanlardan İstanbul'a gelenler pek hoş karşılanmadı. İnsani yardım yapılıyor, ancak, o toprakların terk edilmemesi gerektiği vurgulanıyordu. Bir kısım muhacirler ise vaat edilen teminata güvenip geri köylerine dönüyorlardı.

   Bu kargaşa içinde bir yandan Anadolu'ya, Sırbistana, Makedonya'ya, Trakya'ya kaçanlar, bir yandan geri köylerine dönenler, ana babasını, çocuğunu diğer kafilede arayalar.

   Ruslar yüzyıllardır arzuladıklarını gerçekleştirmişler, İstanbul'a, Yeşilköy'e kadar gelmişlerdi. 3 Mart 1878 de ateşkes sağlandı. Ancak 500 bin şehit verilmiş, 1 milyondan fazla insan göçe zorlanarak bazıları 450 yıllık, bazıları 850 yıllık yurdunu terk etmişti. Osmanlı Devleti, 802.500.000 frank tazminat ödemiş ve bu savaş neticesinde çok fazla toprak kaybetmiştir.

   1879 yılı geçiş dönemi oldu, Fiili Rus işgali sona erip Bulgar Prensliği kurulurken, Deliorman bölgesi, Muhtar Rumeli Vilayeti oldu. Dört bir yana kaçan Türkler geri köylerine dönmeye başladılar. Bu defa geri dönenler karda kışta Bulgarlar tarafından dönmeleri engelleniyordu. 100 bin kişi Doğu Rumeli Vilayetine geri döndü. 1885 yılında Doğu Rumeli Vilayetinin Bulgar Prensliğine katılması ve Türklerin de Bulgar ordusuna alınmaya başlamasıyla yeniden Anadolu'ya göç başladı.

   Dedelerimizin bulunduğu Deliorman bölgesi 1877 yılı içinde işgal edilmiştir. Müftüler, Köy imamları, Kaymakamlar, Öğretmenler ahaliye önderlik etmişler, gerektiğinde halkı organize ederek göç ettirmişler, gerektiğinde savunma için birlikler oluşturmuşlardır.

   Razgrad'a bağlı HAYDARKÖY ahalisinden olup İstanbul Medresesinde eğitim görerek İmam Hatip olan ve Mekke'ye Müezzin olarak tayin edilen Hacı Hafız, bir komutanın tavsiyesiyle bu göreve gitmeyip, köy ahalisini ikna ederek, köyün işgal öncesi boşaltılmasını temin ederek göç ettirmiştir. Haydar Köyün Eski Cuma ilçesine bağlı olduğunu söyleyenler olsa da, Nüfus kayıtlarında Gümüşdere köyünden bir kişi haricinde Eski Cuma doğumlu başka kimse yoktur.

   Köyümüzden hiç kimsenin katliama uğramamış olması, işgal öncesi köyün boşaltıldığını doğrulamaktadır. Atalarımız üç aylık yolculuktan sonra İstanbul'a gelmişlerdir. Çanakkale üzerinden gelindiğini söyleyenler de vardır. Gelen kafile, İnegöl'ün Hasan Paşa köyünde konaklamış, Bozüyük Saraycık köyünü beğenmeyip, Eskişehir merkezine bağlı Muttalip köyü kenarındaki çayırlıkta 2 yıl kalmışlardır. Not: ( Eskişehir o dönemlerde il olmayıp KÜTAHYA ilinin kazasıdır. Adı geçen Muttalıp çayırı şimdiki gibi sınırlarda olmayıp daha geniş bir alana hitap etmektedir. Bizlere gösterilen yer tam olarak bilinmesede Şu an KÖPRÜBAŞI olarak adlandırlıan yere tekammül etmektedir. Fakat buraların o dönemde sazlık, otluk ve sineklik olması nedeni ile atalarımız tarafından beğenilmemiştir.) Burada çıkan kavga sonucu buradan kalkıp dağılma kararı almışlardır. O dönemin ileri gelenleri yani atalarımız biraraya gelerek kendi aralarında anlaşmaya varmışlar. Biz bu kalabaklıkla nereye gitsek sorun olacak bu kavgalar devam edecek fikrinde birleşmişler. Bu nedenle atalarımız 3'e bölünme kararı almışlardır. Bölünen sülaler aşağıda gösterilmiştir.

   1. Hacı İDRİS :Net verilere halan ulaşılmadı. Fakat en kısa sürede net verilerek girilecektir.

   2. Hacı HAFIZ : Hacı Hafız ile birlikte 15 aile Çokçapınar köyüne gelmişlerdir. Bu sülaleler ; 1-Hacı Hafızlar, 2- Mustafa Çavuşlar, 3- Hacı Osman abisi Hacı Osman, 4-Hacılar, 5- Ahmet Güveyler, 6- Halil Ağalar, 7- Hacı Ahmet(Eyüp Hüseyinler), 8- Hacı Aptüş (Hacı Memiş'ler), 9- Mehmet Ağalar (Osman Çavuşlar), 10- Karadağlılar, 11- Koca Mustafalar, 12- Eskiciler, 13- Fehim Salihler, 14- Hacı Mustafalar 15- Ali Ağalar. HacıÖmerler(Hacı Ömer)i Fehim Salih 6 yaşında getirmiştir. Diğer sülaleler sonradan kurulan bu köye gelmişlerdir.

   3.Hacı Mehmet Oğullarının bir kısmı, Deli Salih, Ali Ağalar, Berberler, Keçililer gibi sülaleler Gümüşdere köyüne gitmişlerdir. Ahi Dağı eteklerinde orman içine köyü kurmuşlardır. Köy, Devren Sırtı ile Deli Mehmet'in Tepe arasındaki "Gümüşdere Çayı" nın kenarındadır. Çamlık ormanı parsellemişler, köy oluşturmuşlardır.

   NİYE ESKİŞEHİR SEÇİLMİŞ?

   İstanbul'da müderris olarak görev yapan ve hatırı sayılan bir isim ile Hacı İdris ile arkadaşlarmış.Müderris Hacı İdris'e ESKİŞEHİR'e gitmeleri konusunda telkin'de bulunmuştur. Sebebi ise o zamanlar ulaşımın demiryoluna dayalı olması ve eskişehir'in 3 yol ağzı olması olarak bilinirmiş. O dönemlerde 3 tane demiryolu hattı varmış.İZMİR - İSTANBUL - ANKARA hatları. Bu hatlarında kesişme noktası ESKİŞEHİR olduğu için buralarda para kazılabileceği ve ormanlık alanın fazla olması nedeni ile müderris tarafından neden hedef gösterildiği anlaşılmaktadır.

   IŞIKELEK ADI nereden geliyor?

   Hacı İDRİS ve beraberindeki kafile o an için bir ingiliz subayın elinde bulunan HASIRCA Kampını satın almak isterler fakat anlaşamayarak buradanda göç kararı alırlar. Kendilerine yer arayan kafile Kocaalan diye adlandırdığımız alandan köye giriş yaparlar. O zamanlar IŞIKALANI / IŞIKELEK diye adlandırılan bu mekanı bulurlar.Bu alan o zamanlar Kuyucaklı Emin Efendinin yerleridir. Emin efendi ile anlaşarak köy alanı olarak burası seçilir. Şurası tarlalık, şurası bahçelik, şurası köy alanı,buralarda hizar kurarız gibi pay edilerek köy kurulmuş olur. Atalarımızın Bulgaristan'da orman işleri ile uğraştıkları söylenmektedir. Burada da bulunan Kuyucaklı Emin Efendinin hizarları köylümüz için geçim kaynağı olmuştur. O zamanlarda kullanılan Hizar diye adlandırılan yani şimdiki adıyla ARDİYE su ile çalışırlarmış.Köyümüz hatırı sayılır kişilerinden Mustafa GÜNDOĞDU, Yakup IŞIKEL tarafından hizarların yerleri ve çalışma alanları bilinmektedir. Hatta burada çalıştıklarını anlatmaktadırlar. O zamanlarda kurulan hizarlar Emin beyin adına 5 taneymiş.

   Başhezar, Tımışkı, Arabcabbar, Çökecek, Çita hizarları

   Kelmistanın hizarı ile birlikte bentler deresine gelesiye kadar toplam 6 hizar varmış. Bu hizarlar köy kurulmadan önce mevcutmuş. Köy kurulduktan sonra da 2 tane hizar kurulmuştur.

   Hacı İdrisin kurduğu Ömer ağanın hizarı ve İbrahimlerin kurduğu hizar ile hizar sayısı 8'e çıkmıştır.

   O dönemlerde şehir hayatı olmaması ve Eskişehir'in KÜTAHYA ilinin kazası olması nedeni ile gösterilen yerlerde barınamayarak köyümüzün şu an bulunduğu yere geldikleri söylenir.Geçim kaynağımız şimdide olduğu gibi orman ve ürünleri olarak nitelediriliyor.

   Köyümüzün kuruluşu Rumi 1301 / 1302, Miladi 1885 / 1886 olarak dillendirilebilir. Köyümüzün kuruluş tarihini nereden bulduk derseniz açıklamasını şu şekilde yapabiliriz. Yaşlılarımızın anlatıklarından yola çıkarak alınan bilgiler kütük bilgileri ile karşılaştırılmıştır. Kasım Appa köyümüze 10 yaşında gelmiş. Kendisi 1290 Hazergrat doğumlu ,Ömer Gülpınar 1299 Hazergrat doğumlu, Hüseyin Gülpınar ise 1302 Işıkelek ( Yukarı Kalabak ) doğumlu, Yusuf IŞIKEL 1303 Işıkelek ( Yukarı Kalabak ) doğumlu bunlara mütaakip Çokçapınar köyünün 1300 yılında kurulduğu kayıtlardan tespit edilmektedir. Bizim dedelerimiz ayrıldıktan sonra yaklaşık olarak 1,5 sene kadar HASIRCA Kampında kalmışlar. Bu olaylar ve tarihler baz alındığında elimizde olan tarih kesin olmamakla bilikte budur. 1301 sonları 1302 başları olarak adlandırlabilir.

   Bir rivayete göre de yörük olduğumuz söylenmektedir. Doğruluk payı bilinmiyor.Fakat Mustafa amcamızın anlattıklarından yola çıkarsak Osmanlı döneminde Bulgaristan'ın alınmasından sonra güvenilir kişilerin buralara yerleştirilmesine karar verirler. Bizlerinde bu dönemde buralara yerleştirildiğimiz anlatılmaktadır. Kökümüzün KARAMAN ilinden olduğu söylenmektedir.

   KAYNAK: Bu sülalerin ayrılıp farklı köylerde konaklamalarına kadar tarihçemiz www.cokcapınar.com
sitesi yani köyü ile aynıdır. Sözümüzün başında dediğimiz gibi Köyümüzün tarihçesinden bahsedeceksek asla ama asla bu köylerin tarihini ayıramayacağımızı anlayabiliriz.



 
Hoşgeldiniz!
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=